Çerkesya Ötekileştirerek Yaratılamaz- (2)
Değerli
okurların yapıcı yorumları ve son olarak Cherkessia.net’ te de yayınlanan Sn.
Murat Berzeg’in İstanbul toplantısına ilişkin yaptığımız saptamalar; köşe
yazarı değerli arkadaşlarımın bu sitedeki yeni yazıları vb. “Çerkes Kimliği-
Türkiye’nin Sorunları, Sorun Yay. İstanbul 2009” kitabımın
2.baskısındaki ekli yazımı buraya öncelikle koymam gerektiğini bana düşündürdü.
Ne yazık ki öngörülerimiz Çerkes gençlik liderlerinden Aslan Jukov’un hayatını
yitirdiği Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’ndeki alçakça cinayetle doğru çıktı.
-Irkçı-milliyetçi
zihniyet, şiddet dili ve ötekileştirme merakı kötüdür, tehlikelidir ve kimler
yaparsa yapsın reddediyoruz!
-19.yy.ırkçı
yaklaşımlarıyla ne özgür Çerkesya ne de Karaçay yaratılabilir. O çağlar geçti
ve geri gelmez. Irkçılık kimseyi özgürleştirmez. Birlikte yaşamak dışında çözüm
yoktur.
-Bizim üzerimizden ABD'ye-ya da başka bir emperyal güce- oyun alanı yaratmaya
karşıyız!
-Daha Adığeler olarak bile bir araya gelip konuşmadan tüm yollar tükenmiş gibi
davranışlar,eylemler ve söylemler kabul edilemez!
-Ve insanlarımızı diğer kolay yolları bile denemeden bu yola sokanlara fırsat
vermek niyetinde değiliz!
-Türkleştirme zorlaması sadece şiddet ve mutsuzluk yaratır, Karaçay
aydınlarının da aklını başına alması gereklidir.
Yükselen
“ötekileştirici” ve “diyaloğu reddeden söylemler” sürdükçe, daha kötü
durumların yaşanması olasılığı artmakta. Akl-ı selime her zamankinden fazla
ihtiyaç var. Ve birbirimizi anlamaya çalışmaya…
İzninizle bu eski
yazımı paylaşıyorum ve bilahare konuyu hep birlikte bir kez daha irdeleyelim.
“ Kaygı
Veren Tezler-3”
Kafkas
(Çerkes) Kimliği ve “Türklük” Dayatması Bilinçli Politika mı Cehalet mi?
Aynı başlıklı
önceki iki makalemizde Dünya Çerkes Birliği (DÇB) ve Kafkas Dernekleri
Federasyonu’nun (Kaf-Fed) Doğu Kafkasya ve halklarını reddeden ve Rusya
Federasyonu’nun emperyal, Kafkas halklarını ayrıştıran “Kuzey-Batı Kafkasya”
merkezli politikalarını eleştirmiş ve halkları karşı karşıya getirmesi muhtemel
bir proje olarak yorumlamış idik.
Şimdi bundan
daha da tehlikeli başka bir emperyal politikayı, savunucularının “Birleşik
Kafkasya” gibi pozitif bir çağrışım arkasında yürüttükleri “Türkçü” siyaseti
ele alacağız.
Bu politikaları
yürütenler arasında Türkiye Cumhuriyeti (TC) devletinin derinleriyle ilişkileri
kuvvetle muhtemel N. K. Zeybek ve Prof. A. Çeçen ile Kafkas kimliğini
üzerlerinde taşıyan, uzun yıllar diğer Çerkes halklarıyla birlikte ve halen
yoğun ilişki içinde olan Karaçay kökenli Doç. Dr. U. Tavkul ve Yılmaz Nevruz
ile düşünsel düzeyde olmasa da, eylemsel anlamda harekette yeri olan eski
arkadaşımız, Bayan H. Ersoy’u sayabiliriz.
Bu isimlere
bazı Dağıstan kökenli Türkiye Cumhuriyeti (TC) vatandaşlarını da eklemek
mümkün. Ancak bu yazıda kafa karışıklığı yaratmamak adına şimdilik es
geçiyoruz. Bu kişilerin ortak noktası, Anti-Sosyalist ve Rusya karşıtı olarak
TC devletimizin dış ve iç tüm politikalarını savunur olmaları, daha önemlisi
“Çerkes Kimliği” ni 1990’lardan başlayarak terk edip, karşılarına almalarıdır.
Tezleri hassasiyetle incelendiğinde, aynı “Kuzey-Batı Kafkasya” tezi gibi kendi
içinde oldukça tutarsız olsa da, devletin derin yapılanmaları ve ABD, Atlantik
dünyasından destek almaları ile onlardan tamamen ayrılmaktadırlar.
Kafkasyalılık
Asıl Kafkasya;
değişik diller, dinler ve etniklerin, Milat Öncesi zamanlardan 16. yy. a kadar
“Çerkes”, daha sonra “Kafkas” üst kimliğini oluşturdukları zengin bir eski
dünya kültürüdür. Bu kültürün sahipleri, yukarıda adlarını andığımız isimlerin
çoğunun ifadelerinde de yerini doğru olarak bulduğu şekilde, otokton Kafkas
halkları ile, yüzyıllar boyunca bunlara karışmış, Hint-Avrupa ve Türki diye
ifade edilmesi kendilerince uygun görülen, Ural-Altay dilli halkların tümüdür.
Bu gerçeğin
bilimselliği itiraf edilse de, otokton (o topraklarda doğduğu kesinleşmiş
yerli) halkların aydınlarından çok daha şovence yaklaşımlarla bu kadim kültürün
temelinin “Türk” olduğunu ispata zorlayan bir anlayış “bilim” kisvesi altında
yükseltilmektedir. Bunun karşısında otokton halkların şovenliği ve Hint-Avrupa
dünyasının desteğini alan “Ari” ideolojisi kendine dayanak bulmakta
zorlanmamakta, sonuç olarak bilimi alt üst eden bir “mikro milliyetçilik”
Karaçay-Balkar ve diğer Türki dilli Kafkas halklarını otokton Çerkesler olarak
adlandırılan Adıge halklarıyla, Ari denilen Osetleri otokton İnguşlarla karşı
karşıya getirmektedir.
Bu durum
sürekli provokasyon için uygun zemin yaratmakta, Türkçüler de, Slavcılar da,
Atlantikçiler de, kökten dinciler de bu ortamı halkların zararı pahasına kendi
çıkarları için kullanmaktadırlar.
Bu cinnet
halinin bir an önce sona ermesi ve ortak aklın bulunarak, hiçbir ayırım ve
ayrıcalık, hiçbir halklar hiyerarşisi olmadan, binlerce yılda oluşan koskoca
bir kadim Kafkas kültürü ile bunun yaratıcıları olan halkların demokratik
ortamda birlikte yaşama kararlılığını gösterebilmeleri mümkündür.
İşte bu
satırların yazılma amacı da, kendimiz gibi düşünmeyenleri suçlamak değil,
gerçekleri ortaya koyup, “farklılıklara saygı ile birlikte yaşam kültürü”ne
katkı sunmaktır. Aksi halde kan, gözyaşı ve zulüm bu topraklardan hiç ayrılmak
niyetinde görünmemektedir.
Kafkas
(Çerkes) ve Türk Kimliği
Anadolu’daki
dilsel ve kültürel zenginlik ile Kafkasya karşılaştırıldığında, Kafkasya ile
Anadolu’nun binlerce yıldır aralarında ciddi yakınlıklar olmasına karşın,
Kafkasya’nın coğrafi konumu ve halklarının karakteri nedeniyle olsa gerek, daha
demokrat ve dilsel, dinsel çeşitlilikte; kültürel bazı küçük detaylara karşın
daha yeknesak bir yapı oluşturduklarını görüyoruz. Bu kültür yapısı otokton,
sonradan gelen ve gelip geçen tüm halkların katkısıyla oluşmuştur.
Kafkas
kültürünün güzelliği ve biricikliği binlerce yılda yüzlerce halk tarafından
yaratılan bir ortak kültür olmasındandır.
Anadolu ise
kendi şartları ve konumu nedeniyle olsa gerek, binlerce yıldır böyle bir “ortak
Anadolu kültürü” yaratamamıştır. Aksine, Osmanlıdan sonra ortaya dökülen çirkin
bir “Türkleştirme” politikasının cumhuriyet kadrolarıyla yükseltilmesi ülkeyi
bugün bölünmenin eşiğine getirmiştir(*).
16. yy. a kadar
Batı dünyası Kafkasya’da 4 otokton halk tanırdı: Güneyde Çerkes kimliğinin
parçası olan Abhazlar, sonra Megrel-Lazlar ve bugünkü Gürcistan’ın asıl
nüvesini oluşturan Kartveller; asıl Kafkasya’da ise Çerkesler. Ruslar’ın
kuzeyden güneye indiklerinde karşılarındaki olağan üstü güzel dağların tek
sahibi önceleri Çerkesler olarak bilinirdi. Zaten eski dönem dünya
haritalarında da bu coğrafyanın adı CİRCASSİA (ÇERKESYA) idi.
Şimdilerde
“Türklük” zorlaması ile otokton Adıgeler’in karşısına düşmancasına dikilmeye
çalışılan Karaçaylar o dönemde “KARA ÇERKESLER” idi ve Balkar ya da Malkar diye
bir halkın adı yakın dönemlere kadar zaten hiç yoktu.
Komşular ve
yabancılar kendi kültürleri ile bir global tanımlama yapmışlar ve Kafkas
dağlarının kuzeyindeki halkların tamamını “Çerkes”, topraklarını da “Çerkesya”
olarak adlandırmışlardı.
Rusya devleti
güneye inmelerini zorlaştıran ve ticari çıkarları önünde engel oluşturan
Çerkesler’in direncini kırabilmek için yavaş yavaş farklı etnik grupları keşfe
başladılar.
“Dil ve dinleri
farklı onlarca halkı nasıl da tek halk sanmışlardı!” Sanki kendileri de, tüm
Dünya ulusları da böyle değilmiş gibi.
Böylece
Kafkasya’nın ele geçirilmesi için çok kurnazca bir politikayı yaşama geçirmeye
başladılar. Kendilerinde ve dünyanın her tarafında uluslar farklı halklarla
olmuşken, Kafkasyalılar şivelerine kadar ayrıştırılmalı, aralarındaki sorunlar
artırılmalı, çıkarları çatıştırılmalı, zaman zaman biri diğerine karşı
desteklenmeli idi.
Böyle de
yaptılar ve 2008 bitmek üzere iken bile bunun meyveleri toplanıyor.
“Dilin
Başka Ailedense Bizden Değilsin” Mantığı
1990’larda
iyice ayyuka çıkan “Türkleştirme” politikaları da yine ekonomik çıkarlara
etniklerin alet edilmesinin en bariz örneğini bize yaşatıyor.
Aydınlarımız ve
etniklerimiz kendilerini keşfediyor ve birileri Anavatan’da çoktan bırakılan
Çerkes kimliği gibi Kafkasyalı kimliğini de bir kenara koyup Türk kimliğini,
bilimsel dayanaklarını da icat ederek yaratmaya koyuluyorlar. Diğerleri de
tepki olarak onları “toprakların yabancısı” olarak ötekileştirme yoluna
gidiyor.
Yalanlar ve
bilim dışılık kartopu gibi çoğalarak Kafkasyalıları ayrıştırıp birbirlerine kırdırıyor.
Bunda tüm
Kafkas aydınlarının günahı var.
Kapitalist,
emperyalist dünyanın çocuğu milliyetçilik, canlar yakmayı sürdürürken, nedense
devlet olma şansını kapanlar en ufak bir geri -daha doğrusu ileri- adım atmaya
niyetli görünmüyorlar.
Osmanlının çok
dinli, çok dilli ve çok kültürlü organizmasını parçalayan Batı dünyası, Türk’e
tapınan ve ırkçılığı yücelten bir garip Cumhuriyet tesis ederken, Sosyalist
devrimle çarlık yönetimi de yer değiştiriyordu o zamanlar.
Türkiye hızla
“Türkleştirilir ve Sünni İslamlaştırılırken”, Kafkasya Sovyet insanı yaratma
yolunda ilerlemeye başlıyordu.
Birleşik
Kafkasya İdeali Ne Olacak?
1990’larda
zaten yıllar önce dejenere edilmiş Sovyet ülkesi parçalarına ayrılıyor ve Güney
Kafkasya’da emeksiz kurulan devletler Batı ile entegre olurken asıl Kafkasya ve
halkları Rusya’nın göstermelik federasyonuna terk ediliyordu.
Türk-İslam
ideologları “Türk” diye ısrar ettikleri Ural –Altay ailesi dilli halkları
Türkleştirmeyi başaramazken, ABD’nin de desteği ile Kafkasya’da Rus tehlikesine
karşılık “Kafkas Türkleri” tezini yükseltiyordu.
Kullanılabilecek
en iyi halklar da Stalin’in zulmüne uğramış Karaçay-Balkar halkı olarak görüldü
ve çalışmalar hız kazanmaya başladı. Sonra halkların birbirinin karşısına
dikildiğini gördük. Bu arada Orta Asyalılar’ın Türkler’e, Türkler’in Orta
Asyalılar’a dil dışında hiç benzemedikleri ortaya çıkıyor ve bir Kazak
Profesörün deyimi ile, zaten “Türkler Orta Asyalı değil, Kafkasyalı”
oluveriyordu.
Türk dillileri
Kafkas kimliğinin gerçek sahibi yapan bilime ters tezler ve “TC arkanızda”
ilişkilenmeleri ile söz konusu halklar, bir anda Çerkesler’i (artık sadece
Adıgeler Çerkes idi) düşman olarak görmeye başlıyorlardı. Diğerleri de tepki
vermekte gecikmiyorlardı doğal olarak.
N. K. Zeybek,
yanına H. Ersoy ve bazı entelektüelleri alarak soydaşları ziyaret ediyor ve
Kafkas halklarının diasporada da 145 yıldır birlikte yaşadıklarını unutarak,
bilinçli bilinçsiz Çerkes düşmanlığı yayarken, “Birleşik Kafkasya” gibi doğru
bir kavramı da kadük hale getiriyorlardı. Bu politikaların zehirli meyveleri ve
1918 Kafkas Cumhuriyeti deneyiminin başarısızlık ve yanlışları da abartılınca
Batı Kafkasyacı Çerkes aydınları, DÇB ve Kaf-Fed fikirdaşları da Birleşik
Kafkasya idealini “Türk-İslam işbirlikçisi” ilan ediveriyordu.
Bu arada U.
Tavkul, Y. Nevruz gibi son derece donanımlı ve diğer Çerkeslerle yıllarca bir
arada olmuş, Kafkasya gerçeğini çok iyi bilen Karaçay aydınları da yazdıkları
kitaplarla “Türkleştirme” ideolojisine bilinçli ya da bilinçsiz destek
oluyorlardı. Örneğin Y. Nevruz bir makalesinde tüm gerçekleri bilimsel mantıkla
yazarken bu duygudan sıyrılmayı beceremiyor, U. Tavkul eski eserlerinde otokton
Kafkas halklarından Karaçay-Balkar diline geçen, çoğunluğu kültür sözcükleri
olan kelimeleri son kapsamlı “Kafkasya Gerçeği” kitabına nedense koymayıp,
neredeyse tüm Kafkas kültürünün ve tüm dillerin Türk-Karaçay kökenli olduğunu
ispata kalkışıyordu.
Aynı yazar,
“etnosantrizm”in Kafkas aydınları arasında bir hastalık olduğu tespitini
yaparken, kendisi de farkında olmadan aynı hastalığın yayılmasında araç
oluyordu. Tek farkla, TC derinlerinin desteği ve “Türk olmanın gurur ve şuuru”
ile…
İlginçtir,
kendisi otokton Kafkas Adıge halkından olan, bazılarımıza göre çok farklı bir
aydın; tüm emek ve iyi niyetine karşın, ne İsa’ya ne Musa’ya yaranamayan Sönmez
Can da şimdi bu satırların yazarının yaptığı uyarıyı yıllar önce yapıyor ama
bir arpa boyu yol alınamıyordu.
Yaşanan ve
yapılanlar traji-komik iken; Karaçay-Çerkes ve Kabardey-Balkar’da aynı kültürün
ve toprağın çocukları sırf dil farkı temelinden başlayarak, olmayan tarih, mit
ve senaryolarla birbirlerine düşman olmak için yarışa girişiyorlardı.
Yani sadece dil
farkı binlerce yıllık birlikteliği yok eder, halkları karşı karşıya getirirken,
sadece dilleri akraba olan halklar kardeş olabiliyordu ki, bu durum bilim
insanları için geleceğin dünyasını barış içinde kurabilmek adına çok hassas
incelenmesi gereken bir malzeme de sunmakta idi.
Dil dışında
hemen her şeyleri; yaşam biçimleri, mantıkları, dünyaya ve insana bakışları,
acıları ve sevinçleri, mitolojileri, müzik ve dansları, masal ve söylenceleri,
coğrafyaları, kadın- erkek ve akrabalık ilişkileri, ‘NARTLAR’ı ve ‘WARADALAR’ı,
fizyolojileri, antropolojileri, ne kadar bilimsel “loji” varsa hepsi neredeyse
aynı olmuş halkları bir tek “dil ailesi farkı” ndan dolayı birbirine düşman ve
öteki yapmayı becermek de kolay olmasa gerekti.
Sonuç ve
Çağrı
Yazdıklarımız
ve söylediklerimizin büyük yüzdesi “bilimsel” iken, kalan küçük yüzdenin ne
kadar bilim dışı olsa da bilimi altüst ederek öne çıkmasını engellemek gerekmez
mi? Söylem ve eylemlerimizin halklarımıza ve dünyanın geleceğine nasıl etki
edeceğini biraz daha düşünmemiz gerekmez mi?
Kafkasyalı
aydınların diğer halkların aydınlarından daha dikkatli olmaları ve beyninden
önce yüreğini dinleyen insanlarımızın binlerce yılda “birlikte” ürettiklerini
acımasızca yok etmeyecekleri günler için “ortak aklı” aramaya başlamak için geç
kalmadık mı?
Kaygı veren
tezlerin devamını yazacağıma, “Dünya’da, Türkiye’de, yakın çevremizde ve
Anavatan Kafkasya’da insanlar huzur, barış, demokrasi ve eşitlik içinde nasıl
daha güzel yarınlar kurar?” diye kafa yorsam fena mı olurdu?
Her şeyi
“insanca” yaşayabilmek için yapmıyor muyuz?
(*)Bu
konuda bkz. “Türkiye’nin Birlik ve Bütünlüğü İçin Son Şans-Jineps, Sayı: 29,
Haziran 2008”
ile “Ulusalcılar Hedef mi Genişletiyor-Taraf, 12 Ocak 2008” vd. yazılarımız)
Yararlanılan
Bazı Eserler:
*Ufuk
Tavkul eserleri:
-Kafkasya Dağlılarında Hayat ve Kültür,
Ötüken yay. İst. 1993
-Etnik Çatışmaların Gölgesinde KAFKASYA,
Ötüken yay. İst. 2002
-Karaçay-Balkar Tarih, Toplum ve Kültür,
Karam yay. Ank. 2003
-Kafkasya Gerçeği, Selenge yay. İst. 2007
*Anıl
Çeçen eserleri:
-Türkiye’nin B planı, Fark yay. Ank. 2007
-Birleşik Kafkasya Konseyi Bülteni ve başka
yayınlardaki makaleleri
*Yılmaz
Nevruz eserleri:
-Karaçay-Balkarlar Tarih, Toplum ve Kültür,
Karam yay. Ank. 2003
-Çeşitli dergilerdeki makaleleri
*Sönmez
Can, Birleşik Kafkasya Konseyi Haber Bülteni çeşitli yazıları
*Irk Ulus Sınıf (Belirsiz
Kimlikler), Balıbar ve Wallerstein, Metis yay. İst. 1990
*Yalçın Karadaş (Anzor Keref), Radikal, Taraf ve Jineps gazetesi yazıları
*Etnik Sosyoloji, Orhan Türkdoğan, Timaş yay. İst. 1998
*Tarihte Kafkasya, General İ. Berkuk, İstanbul Matbaası, İst. 1958
*Kaf-Fed çeşitli yayınları ve Nart
Dergisi
Jıneps Gazetesi, Sayı:
3, Şubat 2009
Bu haber 523 defa okunmuştur.