Bu İçeriği Paylaş
01 Ekim 2012 Pazartesi

KUR’AN-I KERİM’İN ÇERKESCE MEALLERİ

Yazar: 
ERDAL ÖZDEN 

Yazar Hakkında: 
76


“ÇERKESCE KUR’AN TERCÜMESİ” adlı makalemizi yayınlanmadan önce kendilerine gönderdiğimde bundan ziyadesiyle mütehassis olan ve belki de hak etmediğimiz kadar sitayişkâr ifadelerle bizi tebrik eden hatta yazıyı redakte etme inceliğini gösteren değerli dostum Yard. Doç. Sayın Fethi Güngör’ün, bu konuyla ilgili “KUR’AN-I KERİM’İN ÇREKESCE MEALLERİ” başlıklı bir yazısını sizinle paylaşmak istiyorum.

 

Böylece Çerkesçe’de ve Çerkeslerde Kuran-ı Kerim safhasını da bu çok önemli bulduğum çalışmayla kapatalım diyorum.

 

Ancak bu konuda Gerek bizim yazdıklarımızın, gerek Fethi Bey’in çalışmalarının dışında herhangi bir bilgi sahibi olan hemşerimiz varsa ve bu bilgileri bizimle paylaşırlarsa bundan büyük bahtiyarlık duyacağımızı ve toplumumuzun kültürüne, tarihine de hizmet etmiş olacaklarını da buradan duyurmayı bir görev addediyorum.

 

Erdal ÖZDEN

 

 

 

 

 

 

KUR’AN-I KERİM’İN ÇERKESÇE MEÂLLERİ[1]

 

Dr. Fethi GÜNGÖR

fgungor@gmail.com

 

Kur’an-ı Kerim’in Kabardeyce Meâli tamamlandı

 

Çağdaş Kabardey Edebiyatına otuz matbu eser ve yüzlerce makale ile katkıda bulunan ünlü nazım ve nesir ustası YELĞAR Kâşif, 1995 yılında başladığı meâl çalışmasını tamamladı.

 

Kur’an-ı Kerim’in Çerkesce İlk Meâli

 

Kısmi meâl çalışmaları daha eskilere dayansa da, Çerkes dilinde tam bir Kur’an-ı Kerim meâli, ilk kez 1992 yılında Bjeduğ lehçesinde Adıgey Cumhuriyeti’nin Başkenti Miyekoape’de yayınlanmıştı. KOŞBEYE Pşımaf ile MEŞBAŞE İshak’ın müştereken Rusça meâlden Adıgece’ye çevirdikleri ilk deneme on bin nüsha basılarak ücretsiz dağıtılmıştı. Ne var ki bu ilk denemede fahiş hatalar yapıldığı zamanla anlaşılmıştı. Bunun tashihinin pek mühim bir vecibe olduğuna idrâk eden Suriye vatandaşı, emekli müfettiş AUTLE Fâiz Hoca kolları sıvayarak TLIBZUW Dawut ile birlikte meâli baştan sona gözden geçirerek tashih etmişler, mütercimlere yeniden okuttuktan sonra 1996 yılında iki hayır severin desteğiyle nefis bir şekilde Şam’da tab’ ettirdikten sonra Adıgey Cumhuriyeti’ne tırlarla götürüp hediye olarak dağıtmışlardır. Dağıtım esnasında hatalı ilk baskı nüshalarının büyük çoğunluğu ve Hıristiyan misyonerlerin dağıttığı irili ufaklı İnciller de halktan toplanmıştır.

 

Kur’an-ı Kerim’in Çerkesce İkinci Meâli

 

Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nin Başkenti Nalçik’te yayınlanan iki aylık edebiyat dergisi Oşhamafe’de (Uğurlu dağ anlamında Adıgelerin Elbruz dağına verdiği isim), derginin daimi kadrosunda yıllardır çalışmakta olan YELĞAR Kâşif, ilk bölümünü 1995 yılının 4. Sayısında yayınladığı Kur’ân-ı Kerim meâli çalışmasının son bölümünü 1999 yılının 2. Sayısında yayınlayarak mühim bir muvaffakiyete imza atmış oldu. (Olaya yakın alâka gösterenler için meâlin tefrika edildiği sayıları yazmakta fayda var: 1995/4-6, 96/1-6, 97/1-6, 98/1-6, 99/1-2). Kabardey lehçesinde ilk Kur’an Meâli’ni yazma şerefine eren YELĞAR Kâşif ile 11 Eylül 1999 günü Şhalıko Köyündeki evinde yaptığımız röportajı sunuyoruz:

 

-      Fethi Güngör: Kâşif, bize kendinizi tanıtırsanız memnun olacağız.

-      Yelğar Kâşif: Ben, şu anda bulunduğumuz bu evde doğmuşum. Ebeveynim çiftçi idi. Ben küçükken annem vefat etti ve bebek yaşta yetim kaldım. Dört üvey annem oldu. Hayatım hiç te kolay olmadı. Yöremdeki diğer insanlar çok rahat bir hayata sürdü de benimki zor oldu demek istemiyorum. Anlatmak istediğim, o kadar üvey annenin elinde yetişmenin kolay olmadığı. Okumaya başlar başlamaz büyük savaş patlak verdi. Ben birinci sınıfı bitirmiştim ki Almanlar buralara kadar ulaştı. Eğitim kesintiye uğradı. Almanlar kovulduktan sonra biraz okul biraz iş, biraz okul biraz hayvancılık, biraz okul biraz çiftçilik derken bir dönem geçti. Kesintilerle dolu bir okul hayatım oldu. Ailemin fakirliği sebebiyle böyle olmak zorunda kaldı. Nihayet 1948’de tekrar zorla okula başladım. 1955’e kadar ara vermeden okudum ve 11. Sınıfı bitirdim. Beni Moskova’ya gönderdiler. Sebebi de, ben çok erken yaşlarda, daha 6. Sınıfta şiir yazmaya başlamıştım. Öğretmenler şiirlerimi beğendi. Benim ilerleyebileceğime kanaat getirerek Moskova’ya göndermeyi uygun gördü. 10. Sınıftayken şiirlerim basılmaya başladı. 1955’te Moskova Devlet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne başladım. Orada yabancı ülkelerden de çok öğrenci vardı. Gerek Moskova’da gerek Nalçik’te şiirlerim yayınlanıyordu. İlk Çerkesce şiir kitabım 1958’de basıldı. 1959’da dördüncü sınıfta okurken Rusça ilk eserim Moskova’da basıldı. 1960’da fakülteyi bitirip Nalçik’e döndüm ve TV’de çalışmaya başladım. Bir taraftan yazmaya da devam ettim. 1961’de Moskova’da beşinci kitabım basıldı. Seksene kadar böylece geldim. Bu zamana kadar yayınlanmış otuz eserim var.

-      F.G.: Bunların ne kadarı Rusça?

-      Y.K.: Şiir, hikâye ve romanlardan oluşan bu eserlerimin dokuzu Rusça, gerisi Adıgece.

-      F.G.: Kur’an-ı Kerîm’i Adıgeceye çevirme fikri nasıl doğdu?

-      Y.K.: İçinden çıktığımız rejimin dini faaliyetleri baskıyla engellediği doğrudur. Ancak benim hem annem hem de babam tarafından dedelerim hacı idi. Aile büyüklerimizin anlattığına göre annem okumuş, Allah’ın kutlu kitabını bilen bir insan imiş. Rahmetli annem, mahalledeki birçok insanı okutmuş. Keşke yaşasaydı da beni de okutsaydı demişimdir hep. 1990’da büyük Rus şairi Panoga Vera’nın ‘Peygamber Muhammed’ adlı eserini Kabardeyceye çevirdim ve yayınladım. Yazarın bazı hususlarda Muhammed Peygambere iftira ettiğini söyleyenler de olmuştur ama ben bu kanaatte değilim. O büyük şairin art niyet taşıdığına inanmıyorum. Tercümem genel olarak beğenildi. Gazete ve dergilerde kritik yazıları çıktı. Radyoda kısmen okunarak yayınlandı. Arkadaşlarım bana, ‘sen bu kitabı başarıyla çevirdin, neden Kur’an’ı da çevirmiyorsun’ demeye başladı. Beni en çok teşvik eden, peşimi hiç bırakmayan yeğenim oldu. ‘Kâşif, o tercümen pek hoş olmuş. Onun gerçek değeri zamanla ortaya çıkacak. Ben senin Kur’an’ı da başarıyla çevirebileceğine inanıyorum.’ dedi. Bir süre tereddüt ettim. Sonra Allah öyle takdir etmiş olmalı ki, bir cesaret geldi, oturdum, gece gündüz demeden tercüme etmeye başladım. ‘Sen Arapça bilmeden nasıl Kur’an’ı tercüme edeceksin?’ diye soranlar oldu. Arapça bilsem elbette çok daha iyi olurdu. Ama maalesef bilmiyorum. Ancak Arapça’yı çok iyi bilen beş bilim adamı ve yazarın tercümelerini esas aldım. Birçok sözlük eşliğinde bu meallerden istifade ettim. Çok zorluk çektim, çok emek sarf ettim. Tam dört sene durmaksızın çalıştım. Yalana ne hacet, bir tanesini alıp olduğu gibi çevirsem çok daha kolay olurdu. Ama bu beş meâli karşılaştırınca gördüm ki birbirine uymayan ifadeler var. Bu yüzden bir ayetin meâlini yazarken hepsini tek tek inceledikten sonra en uygun olanını seçtim. Benim esas gayem, Allah’ın kelamını Çerkes dilinde insanların önüne koymak idi. Başardıysam sevap kazandım. Eğer yanılmış isem Allah afetsin. Bu zor ve değerli çalışma Oşhamafe dergimizde tefrika edildi ve dört sene içinde bitti. Övünmek gibi olmasın ama güzel olduğunu söylüyorlar. Şayet öyleyse bu benim için büyük bir bahtiyarlıktır.

-      F.G.: Kâşif, büyük bir gayretle zor bir işi başardın. Bu çalışman esnasında sana yardım eden oldu mu? Veya sen kimseden yardım ve katkı istedin mi?

-      Y.K.: Bu konuda bana yardım edebilecek biri bizim içimizde yoktu. Şimdi başkaları da üç kişi bir arada meâl yazmaya başlamışlar. Bu konuda sorun şuydu: Arapça’yı bilen Adıgeceyi iyi bilmiyor, ustaca kullanamıyor; Adıgeceyi iyi bilen de Arapça’yı bilmiyordu. Bu yüzden yardım beklenecek fazla kimse yoktu. Allah’a güvendim ve O’ndan yardım istedim. Bütün samimiyetimle işe başladım. Yalan bulaştırmadım. ‘Birilerinden yardım alsan’ diyenler oldu...

-      F.G.: Yabancı ülkelerden gelip giden, hatta temelli dönen Adıgeler var. Mesela, KBR İslam Enstitüsü’nde öğretim görevlisi olan Abdülbaki, Şevki, Nihat hocalar var...

-      Y.K.:  Evet, onları tanıyorum. Ama bunu şöyle izah edeyim. Bir nasip ve yetenek meselesi, Allah’ın bir ihsanı yazabilme kabiliyeti. Fethi, maalesef, ben bu manada bana yardım edebilecek birini bulamadım. Bu bir. İkincisi, ben bu iş üzerinde gece gündüz demeden her zaman çalıştım. Sürekli yanımda olacak birini nereden bulabilirdim? Bazen geç saatlere kadar, bazen uykudan kalkıp çalıştım. Durup dinlenmeden, hafta sonu ve yıllık tatil demeden çalıştım. Sürekli yanımda olacak birini nereden bulayım? Sabah namazında benimle oturup çalışacak birini bulmak gerçekten zordu. Sonra, bir husus daha var. Sadece Arapça bilmek te bu iş için yeterli değildir. Dili iyi bilen nice Arap, Adıge ve Türk vardır, şiir, hikâye, roman yazamaz. Allah herkese yazma kabiliyeti bahşetmemiştir. Ben mesela, tıptan anlamam, çoğu şeyden anlamadığım gibi. Bu yüzden kimseyi noksan gördüğüm yok. Ancak, Allah’ın bahşettiği yetenek meselesi. Allah bana yazabilme yeteneği verdi. Senelerdir bu işi yaptığıma göre, Allah’ın kelamını tam tercüme etmek mümkün değilse de onun manasını Adıge dilinde insanımıza anlatabilmek te bir yetenek meselesi olduğundan, bana yardım edebilecek, ‘işte bu bana yardım eder’ dediğim kimseyi bulamadım. Türkiye’den, Arap ülkelerinden dönen bazı insanlara anlayamadığım hususları sordum, ama, maalesef tatminkâr cevap alabildiğim çok az oldu. ‘Gidip sözlüğe bakmam lazım, gidip hadislere bakmam lazım vs.’ dediler yoksa, ‘bunun anlamı şudur’ diye izah edebilene rastlamadım. Durum böyle olunca, ne yalan söyleyeyim, onlara itimadım kalmadı. Daha çok güvendiğim, -bunu sen burada oturduğun için söylüyor değilim-  sendin. Gerek buralılardan, gerek dönüp yerleşenlerden, gerekse gelip gidenlerden senden iyi bu hususta bana yardım edebilen olmadı.

-      F.G.: Ama ben burada çok az kalabiliyorum.

-      Y.K.: Maalesef seni de çok az bulabildim. Sen burada yaşasaydın veya senin gibi birisi yardım etseydi, işte o zaman faydalı olurdu. Değilse, konudan anlamayan faydalı olamaz. Her Arapça bilen bu işi yapamaz. Dini ilim tahsil etmiş olmalı, ek olarak Kur’an ilimlerine vâkıf olmalı, dil ve edebiyat tahsil etmiş olmalı. Bilimsel vasfı olmalı. Yoksa her Rusça bilen, her Arapça bilen, her Türkçe bilen eser yazabiliyor mu?

-      F.G.: Kâşif, Oşhamafe dergisinde tefrika edilerek ortaya çıkan bu metni, işi bilen bir iki veya üç beş kişiye inceletmeyi ve düzeltmeyi düşünüyor musun? Yoksa olduğu gibi kitaplaştırıp bastırmayı mı düşünüyorsun?

-      Y.K.: Elbette çok memnun olurdum, birileri incelese, ‘Kâşif, şurası yanlış oldu, burası böyle olmalı’ diye ortaya koysalar, ben de yeniden gözden geçirirdim, güzel olurdu. Ama bizde imamlar var. Arapça bilmedikleri gibi dinden de pek anlamazlar. ‘Öküzü olmayan buzağı koşar’ ata sözümüzde olduğu gibi, onlar da cenaze işlemlerini yaptırabiliyorlarsa, hepsi o kadar. Ben bunların sözlerine kulak asacak değilim. Yine söylüyorum, senin gibi din ilmi tahsil etmiş, Arapça’yı iyi bilen, Adıgeceyi iyi kullanan...

-      F.G.: Benim Adıgecem fazla ileriye götürmez...

-      Y.K.: Keşke senin Adıgecen daha kuvvetli olsaydı, daha istifadeli olurdu. Ama o kadarı bana yararlı oldu, bundan sonra da olabilir. Bu metni kitap halinde basılmadan önce mutlaka gözden geçirmeliyim. Sen gelsen de, daha uzun zaman ayırsan ve baştan sona beraberce gözden geçirebilseydik çok memnun olurdum. Bu, daha güzel olamaz demiyorum. Hata yapmadığımı da iddia etmiyorum. Dolayısıyla işi bilen, Allah’ın kelamını doğru anlayan, onu can u gönülden benimsemiş biri, ‘Kâşif, burası böyle olmalı’ dese, ben bunu memnuniyetle kabul ederim.

-      F.G.: Bir yıl içinde aradığın evsafta birini bulup metni beraberce gözden geçirebilirseniz ne ala. Bulamazsan, ben sana söz veriyorum. Seneye en az bir, bir buçuk ay zaman ayırıp birlikte çalışırız.

-      Y.K.: Bir iki ayda bu işi bitirebileceğimizi sanmıyorum. Zaman kesmeyelim de seninle oturup, beraberce baştan sona gözden geçirelim. Ben bunu elimdeki meallere uygun yaptığım kanaatindeyim. Ama onların ne derece isabetli olduğunu bilemem. İşte benim asıl kaygılandığım husus bu. Bunu şunun için söylüyorum: Mealler arasında maalesef tam bir mutabakat yok. Ben, ikisi, üçü, dördü uyuşunca o tercümeyi tercih ettim. Doğrusunu Allah bilir.

-      F.G.: Kâşif, Allah bu hayırlı amelini kabul eylesin. Ecrini bol bol ihsan buyursun. Her dilde birçok Kur’an meali vardır...

-      Y.K.: Sözünü balla kesiyorum. Bu çeviriye başladığım zaman, yukarıda sözünü ettiğim ‘duaşı’lar (cenaze imamları) karşıma dikilmiş ve Kur’an’ı tercüme edemeyeceğimi, bunun caiz olmadığını söylemişlerdi. Dünyadaki her saygın dilde birden çok Kur’an meali olduğuna göre neden Adıgece çeviri olmasın? Bizim halkımız onlardan aşağı mı? Neden soyumuz Kur’an’ın mealinden mahrum kalsın? Beni engellemek için çok çalıştılar, ama ben vaz geçmedim. ‘Burası doğru, şurası yanlış oldu’ demiyorlardı. ‘Tercüme edemezsin!’ diyorlardı. Biz de bu dünyada yaşayan belli başlı soylardan biriyiz. Allah neslimizi şerden muhafaza etsin. Benim çevirim çok iyi olmadıysa da, daha sonra gelecek olanlar, hem benim çalışmamı, hem diğer üç kişinin yaptığı çalışmayı göz önünde bulundurarak daha güzel mealler ortaya koyacaklardır.

-      F.G.: Hemen her dilde olduğu gibi Türkçe meallerde de bu durum gözlendi. Daha sonra yapılan mealler genellikle daha başarılı oldu.

-      Y.K.: Rusça mealler de öyle. İlk yapılan meallerden ziyade, daha sonra Osmanov’un ve Porohava’nın yapmış olduğu meal çalışmaları daha güzel oldu. Ben de çalışmamda bu ikisini ön planda tuttum. Ancak, eskiden Sablukov, Kazimirski ve Kraçkovski tarafından yapılmış olan üç farklı meali de sürekli göz önünde tuttum. Yine söyleyeyim, Porohava ile Osmanov’un yaptığı meallerden daha fazla yararlandım.

-      F.G.: Kâşif, Allah senden razı olsun. Allah, bu çalışmanın daha güzel bir kıvamda kitap halinde basıldığını görmeyi nasip eylesin.

-      Y.K.: Allah senden de razı olsun Fethi. Tekrar rica ediyorum; zamanını ve emeğini ayırıp, içime sinerek baştan sona beraberce bir gözden geçirelim. Bunu yapabilirsek, meali daha iyi bir duruma getirebilirsek çok mutu olacağım.

-      F.G.: İnşallah. Bunun için gayret göstereceğim. Ayrıca, güzel bir cilt içerisinde pırıl pırıl basılması için çalışacağım. Esen kalın.

-      Y.K.: Ğogmakhoe! (Güle güle, selametle).

 

 

Kur’an-ı Kerim’in Çerkesce Üçüncü Meâli

 

Keza Nalçik’te 1924’ten beri aksamadan çıkan Adıge Psatle (Adıge Sözü) gazetesinde Kabardeyce ikinci meâl çalışması tefrika edilmekte. Suriye’den dönüp Nalçik’in şirin merkez köylerinden Kenje’ye yerleşen HOAJ Muhammed Hayr ile arkadaşı M. Mustafa’nın, ‘Adıgece’nin piri’ unvanıyla anılan NALOW Zawur ile birlikte yürüttükleri meâl çalışması sonuçlanmak üzere. Cüzler halinde tefrika edilen meâl çalışmasının ilki 1995?, 25.si ise 12.09.1999 tarihinde Adıge Psatle gazetesinde neşredilmiştir.

 

Kur’an-ı Kerim’in Çerkesce Dördüncü Meâli

 

Çerkesçe’nin dördüncü, Kabardey lehçesinin üçüncü meâl çalışmasının müjdesini KBR Beşeri Bilimler Enstitüsü Müdürü DUMAN Hasen’den alıyoruz: ‘İstifadenin daha kolay ve etkili olması için biz de Pakistanlı bir sosyal bilim doktorunun Tematik (konularına göre) Kur’an Meâli’ni Kabardeyce’ye kazandırıp basmak istiyoruz.’

 

Açıkça anlaşılan odur ki, Kafkasya’da İslam’ın yeniden canlanmaya başlaması, Kafkas halklarını her alanda etkilemekte, mahalli dil ve lehçelerin de daha bir hayatiyet kazanmasına vesile olmaktadır.

 



[1] Kafkas Vakfı Bülteni’nin Güz 1999 tarihli 6. sayısının 16-18. sayfaları arasında yayımlanmıştır. 


* Bu işlemi gerçekleştirebilmek için Üye Girişi yapmanız gerekli!
Yorum Yazın
 
İlgili diğer içerikler
Günün Diger Manşetleri
Kaffed : Sürgün ve Soykırımını Anmak İçin 25 Mayıs'ta Samsun'dayız Kaffed : Sürgün ve Soykırımını Anma.. Artık şarkılarımızı ve düşlerimizi geri isteriz. Rüzgar kanatlarımızı ve güzel y..
0 yorum GÜNDEM - 07.05.2013
Abhazya Kültür Günleri Düzenlendi Abhazya Kültür Günleri Düzenlendi.. Kafkas Dernekleri Federasyonu ve Kartal Belediyesi’nin Abhazya Cumhuriyeti Sohum..
0 yorum GÜNDEM - 07.05.2013
"Çerkes Soykırımı" Ankara'da tartış.. ANKARA Çerkes Derneği'nin "Çerkes Soykırımı, Soçi 2014 ve Yükselen Çerkez Muhale..
0 yorum GÜNDEM - 06.05.2013
Üye Bilgi